Habertürk televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Yiğit Bulut Habertürk gazetesinin ekonomi ekinde yazmış olduğu yazıda, Türkiye'de yüksek maaş alıp evlenemeyen kadınların sorunlarını işledi. Bu sorunlara matematiksel olarak çözüm arayan Bulut, bakın kendince nasıl bir sonuca vardı.
İŞTE O YAZI...
SABAH yürüyüş yaparken, emekli matematik öğretmeni çok tatlı bir "teyze" yolumu kesti ve bana aynen şöyyle dedi: "Kızım hatta torunum senin yüzünden evlenemedi!"
İlk duyduğumda şoke oluyorum. Fakat zekası ilerleyen yaşına rağmen hala pırıl pırıl kalan esprili "öğretmenim", hemen açıklık getiriyor; korkma, olasılık hesabi ile gerçek hayatı birleştirdiğin yazından bahsediyorum...
Mucizeler sadece düşüncelerde
Değerli dostlar, bu yazı çok tartışıldı ve en önemlisi hala benim düşüncemde "cebelleşme" devam ediyor. Matematik kesinlik ile "olmaması gerektiği halde her gün düzen içinde olanlar" gerçek ile mucize arasındaki ince çizgiye dikkat çekiyor... Aslında herşey bir mucize veya belki de "mucizeler sadece düşüncelerde"! Herneyse... Öğretmenim kafamı karıştırdı, ben de sizlerin kafasını bulandıracağım ve bugün izninizle "matematik kesinlikle bakınca "olması imkansızlar" kavramını hayatin her alanında, ekonomiden-siyasete yeniden açacak ve küçük bir bölümü yeniden paylaşacağım.
Bu "matematik kesinliğe" işaret eden bolum sonrası, sizler de lütfen kendinize sorun; olasılık ne kadar düşüktü ama hayatınızda neler oldu?
işte o yazıdan bir bölüm:
... Ayşe neden evlenmiyor veya "istediklerimiz" neden olmuyor! Siz de "kendinize" göre aşağıdaki listeye bakin ve hesabinizi yapın!
Detaya girmeden "matematiksel" olarak kullanacağımız bir "gerçeği" tarif etmem gerekli. Bir olayın "hayata geçme-meydana gelme-gerçekleşme" olasılığı, başka bir olaydan etkilenmiyorsa; "bunlara birbirinden bağımsız olaylar" diyoruz. Örneğin "hem kırmızı" hem de "ön cami çatlak" bir araba bulma ihtimalimiz birbirinden "bağımsız" ve "aynı anda" gerçekleşme "ihtimali" matematiksel olarak birbirinin çarpımına eşit...
Şimdi gelelim Ayşe'nin "neden" evlenmediğine! Soralım; Ayşe, evleneceği kişide ne arıyor?
1- Ay§e, iyi bir bankada "yönetici" ve 4.000 TL kazanıyor... Aradığı ki§inin "kendinden fazla kazanmasın" istiyor... Türkiye'de her 10 kişiden ancak 2'si "ayda 4000 TL'nin üzerinde kazanca" sahip!
2- Aradığı kişinin 30 yaşın üstünde ama 42 yaşın altında olmamasını istiyor. Türkiye'de bu aralığa girenlerin sayısı her 10 kişide ancak 2 kişi.
3- Üniversite mezunu olsun istiyor. Hatta "master" istiyor. Üniversite mezunu
yine 10 kişide 2 kişi, master da eklersek 10'da Tin altına iniyoruz.
4- Sigara içmeyen arıyor. Burada şanslı. 10'da 5'lik bir "içmeme" oranı hala var!
5- Boyu "Türkiye standartlarına" göre uzun olsun istiyor. 10 kişide
2 kişi "uzun" denebilecek bir boya sahip.
6- Fiziki görünüm "düzgün" olsun en önemlisi "kilolu" olmasın istiyor. Yine aynı şekilde 10 kişide 3 kişi "normal" bir "zayıflığa" sahip.
Formül ve sonuç
Daha birçok "özellik" var ama "ondan" saymadım! şimdi bu standart gibi görünen özellikle gelin bir hesap yapalım... Ne demiştik; "birbirinden bağımsız olaylarının gerçekleşme ihtimali birbirinin ihtimal değerlerinin çarpımına eşit!" Formül ve sonuç. Çok açık: Ayşe'nin aradığını bulma olasılığı yukarıdaki "olasılık" ifadelerin birbiriyle "çarpımına" eşit!
"Her şeyi olan sadece" 800 kişi var
Evet, bu "standart" veriler ile birlikte düşünüldüğünde, içinde "fiziksel, bölgesel, kültürel" başka detaylar olmadığında bile çıkan sonuç. yaklaşık 1/8.000-10.000 aradığı... Daha değişik bir ifadeyle: 8 bin ile 10 binde 1 kişi "aradığı" kişi olma "potansiyelini" taşıyor! Buna "az bulunan" örneğin, 2/10'luk bir özellik eklediğimizde 50 binde 1 kişiye, bir özellik daha eklediğimizde 100 binde 1'lere kadar çıkabiliriz... Burada bir not düşüneyim; "Ayşe'nin tam istediklerini" matematiksel olarak yazınca "440 binde 1" çıkar net sonuç.
Peki Türkiye'de 40 milyon erkek ve ortalama 1/50.000'lik bir "aradığınızı bulma katsayınız" varsa, size uygun kac "e§" var? O da çok açık ve net; 40 milyon/50 bin! Yani sizin istediğiniz "her şeyi olan sadece" 800 kişi var...
Değerli dostlar, konunun özü, yazının "çok kısa bir özetini" sizlere aktardım...
Bu noktada soralım; matematik kesinlik ile "olmaması gerekirken olanlar" arasında nasıl bir "denklem" yazılabilir? İşin "subjektif" kalan ve anlayamadığımız, eldeki bilgi "sınırları" ile belki de asla anlayamayacağımız kısmi da burası! Bilinmezlik sınırı var ve "kendi matematiği" var!
SONUÇ: Yaşadığımız "gerçekler" ile "beklentilerimiz" her alanda uyu§mayabilir! Matematik bilimi bizi "ümitsizliğe de" itebilir! Ama bir de gerçek var: matematik "olmaz" der ama mucize gibi bir anda oluverir! Bilim buna kuantum, kaos, belirsizliğin çökmesi der, Din ise kader! Olmaz denen bir anda oluverir! Daha acık yazayım hatta "bilim adamlarından" gelecek "subjektife doğru kayma" riskini de göze alayım; sayıların bittiği yerde, bizim aklımızın ermeyeceği başka dinamikler başlar!